Modern dünyanın bitmek bilmeyen koşturmacası, telefon bildirimleri ve her yere yetişme telaşı bazen ruhumuzu yorgun düşürebiliyor. İşte bu 9 günlük bayram tatili, tam da bu kaostan sıyrılmak, ekranları kapatıp dünyaya daha geniş bir pencereden bakmak için paha biçilemez bir fırsat. Baharın tazeliğiyle yazın sıcaklığının kucaklaştığı bu eşsiz dönemde, kendinize uygun rotayı bulacağınızdan eminiz. 

Likya Yolu'nun Kalbi: Fethiye-Ölüdeniz-Faralya-Kaş

Dünyanın en iyi 10 yürüyüş yolundan biri olarak kabul edilen ve 535 kilometre uzunluğuyla Türkiye'nin en uzun yürüyüş rotalarından birini oluşturan Likya Yolu, Fethiye'den Antalya'ya kadar uzanır. Ancak bu bayram tatilinde rotanın tamamını yürümek yerine, en büyüleyici durakları birleştirerek kendinize has bir serüven oluşturabilirsiniz.

Yolculuğun başlangıç noktası olan Fethiye ve Ölüdeniz, size bir yolculuktan fazlasını vadediyor. Buralarda mutlaka yapmanız gerekenlerin başında Babadağ'ın zirvesine çıkmak geliyor. İster yamaç paraşütüyle adrenalin yaşayın, isterseniz teleferikle çıkıp sadece manzarayı izleyin; gökyüzü sizi büyüleyecektir.

Likya Yolu Gezi Rotası

Tarihi 1700'lü yıllara dayanan ve şehrin en eski yerleşim yeri olan Paspatur Çarşısı (Eski Şehir), begonvillerle süslü cumbalı evleri ve renkli dükkanlarıyla sizi başka bir zamana davet eder. Çarşının yanı başında yer alan Amintas Kaya Mezarları ise, antik bir mühürdür. Buraya gün batımına yakın bir saatte çıkarsanız, Fethiye Körfezi’ni ve limandaki tekneleri altın sarısı bir ışık altında izleyebilirsiniz. Ayrıca, limandan kalkan 12 Adalar Tekne Turları ile bir gününüzü tamamen masmavi koylara ayırabilir, karayoluyla ulaşımı olmayan gizli kalmış deniz mağaralarında yüzme şansı yakalayabilirsiniz.

Ölüdeniz’in kalabalığını ve şehir hayatının uğultusunu arkada bırakıp, çam kokulu virajları tırmandığınızda karşınıza çıkan Faralya, adeta bir zaman tünelidir. Faralya’da yapılacak en büyüleyici aktivite, Kelebekler Vadisi’ni yukarıdan izlemektir. Vadinin o uçsuz bucaksız derinliğine ve denizin lacivert tonuna yukarıdaki seyir teraslarından bakarken, doğanın ne kadar heybetli olduğuna bir kez daha tanık olacaksınız. Eğer biraz daha macera arıyorsanız, Likya Yolu’nun patikalarını takip ederek Kabak Koyu’na doğru bir yürüyüş yapabilirsiniz.

Dünyanın en güzel sürüş rotalarından biri olan D400 karayolunu takip ederek varacağınız Kaş, bu yolculuğun en naif ve samimi durağıdır. Yol üzerinde o meşhur turkuaz rengiyle sizi selamlayan Kaputaş Plajı’nda mola vermek adeta bir ritüeldir.

Kaş’a vardığınızda ise Uzun Çarşı’nın begonvilli sokaklarında kaybolabilir, akşam gün batımını ise denize karşı konumlanmış Antiphellos Antik Tiyatrosu’nun basamaklarında izleyebilirsiniz. Eğer suyun altındaki dünyayı merak ediyorsanız, Kaş’ın Türkiye’nin en iyi dalış noktalarından biri olduğunu unutmayın. Batık gemilerden antik kalıntılara kadar suyun altında sizi bekleyen bambaşka bir evren var. Akşamı ise çarşının içindeki butik restoranlarda, taze Ege otları ve Kaş’a özgü lezzetlerle taçlandırarak bu büyüleyici rotayı noktalayabilirsiniz.

Mezopotamya Güneşi: Gaziantep-Şanlıurfa-Mardin

Mayıs sonu, bölgenin o meşhur yakıcı sıcakları henüz bastırmadan, baharın son serinliğiyle Mezopotamya’yı gezmek için en kusursuz zamandır. 

Rotaya, dünyanın en zengin mutfaklarından birine sahip olan Gaziantep ile başlıyoruz. Ancak Antep sadece yemekten ibaret değil. Dünyanın en büyük mozaik müzelerinden biri olan Zeugma Mozaik Müzesi, "Çingene Kızı" mozaiği ile sizi binlerce yıl öncesine götürecek. Şehrin kalbinde yer alan Bakırcılar Çarşısı’nda çekiç sesleri arasında kaybolabilir, tarihi Zincirli Bedesten’de yerel el sanatlarını keşfedebilirsiniz. Akşamüstü ise tarihi Tahmis Kahvesi’nde asırlık bir çınarın gölgesinde meşhur menengiç kahvenizi yudumlamayı unutmayın.

Mardin Mezopotamya Güneşi Rotası

Antep’ten yola çıkıp Peygamberler Şehri Urfa’ya ulaştığınızda, sizi bambaşka bir atmosfer karşılar. İnsanlık tarihini yeniden yazdıran Göbeklitepe, bu rotanın en sarsıcı durağıdır. 12 bin yıllık bu tapınak alanını gördükten sonra, şehrin merkezindeki Balıklıgöl (Halil-ür Rahman) ve çevresindeki tarihi sokaklarda huzurlu bir yürüyüş yapabilirsiniz. Eğer vaktiniz varsa, sular altında kalan büyüleyici Halfeti’de bir tekne turuna çıkmak, suların içinden yükselen o meşhur minareyi görmek bu tatilin en ikonik anlarından biri olacaktır.

Ve rotanın finali... Mezopotamya Ovası’na tepeden bakan, sarı kalker taşından evleriyle masalsı bir silüet çizen Mardin. Eski Mardin sokaklarında yürürken, her kapının arkasında başka bir medeniyetin izini göreceksiniz. Kasımiye Medresesi’nin avlusunda gün batımını izlemek ve ovanın sonsuzluğuna bakmak, ruhunuzu dinlendirecek en özel andır. Akşam olduğunda ise şehrin ışıkları yandığında Mardin’in neden "gecesi gerdanlık" olarak anıldığını anlayacaksınız. Deyrulzafaran Manastırı ve bölgenin el emeği olan Telkari gümüş sanatını yerinde incelemek, Mardin deneyiminizi tamamlayacaktır.

Kuzey Ege Esintisi: Bozcaada-Assos-Ayvalık

Kuzey Ege, tatilde kalabalıktan ziyade dinginlik, tarih ve estetik arayanların sığınağıdır. Mayıs sonunun o hafif serin rüzgarı, zeytin ağaçlarının hışırtısı ve taş sokakların hikayesiyle bu rota, modern dünyanın tüm yorgunluğunu üzerinizden atmanız için tasarlandığını hissettirir.

Geyikli’den feribota bindiğiniz an, anakaranın tüm stresini geride bırakmaya başlarsınız. Bozcaada'da sadece merkezde vakit geçirmekle kalmayın; adanın içlerine doğru uzanan bağ yollarını keşfedin. Ayazma Plajı'nın serin sularında ilk deniz banyonuzu yapabilir, daha sakin bir seçenek arıyorsanız Habbele veya Akvaryum Koyu'na gidebilirsiniz. Rum Mahallesi’nin dar sokaklarında yürürken taze pişmiş damla sakızlı kurabiye kokusunu takip edin. Akşamüstü olduğunda ise adanın bir ritüeli olan Polente Feneri’ne gidin; yanınıza sandalyenizi alıp güneşin rüzgar güllerinin ardında batışını izleyin. Ayrıca adanın tarihine tanıklık etmek için heybetli Bozcaada Kalesi'ni mutlaka gezilecekler listenize ekleyin.

Assos Kuzey Ege Esintisi Rotası

Anakaraya döndüğünüzde rotanızı antik dünyanın en bilge köşelerinden biri olan Assos’a çevirin. Tepedeki Athena Tapınağı, binlerce yıldır Ege Denizi’ni selamlıyor; burası fotoğraf çekmek için en büyüleyici noktalardan biri. Köyün içindeki taş evlerin arasından geçerek yerel kadınların sattığı kekik ve zeytinyağlarından alabilir, ardından dik yokuşlardan aşağı inerek Antik Liman’ın o dar ve büyüleyici atmosferine dalabilirsiniz. Eğer vaktiniz varsa, Assos yakınlarındaki Kadırga Koyu'na uğrayıp geniş sahilin ve berrak denizin tadını çıkarın.

Rotanın finalini ise Ayvalık ve Cunda Adası ile yapıyoruz. Ayvalık’ın merkezindeki Macaron Mahallesi’nde tarihi evlerin arasında yürürken Ayazma Kilisesi'ni (Phanaromeni) ziyaret edebilirsiniz. Manzara tutkunuysanız Şeytan Sofrası’na çıkıp tüm adaları kuş bakışı izlemek bir klasik. Ardından köprüden geçerek Cunda’nın taş sokaklarına kendinizi bırakın. Rahmi Koç Müzesi olarak hizmet veren Taksiyarhis Kilisesi, mimarisiyle sizi büyüleyecek. Akşamı sahil şeridindeki bir tavernada, meşhur Ayvalık zeytinyağı ile hazırlanmış Ege otları ve Girit ezmesi eşliğinde noktalamak, tatilin en lezzetli anısı olacak. Eğer vaktiniz kalırsa, Cunda’nın arka tarafındaki Patarica Köyleri ve Ayışığı Manastırı'nı keşfetmek sizi kalabalıktan tamamen uzaklaştıracaktır.

Batı Karadeniz Yeşili: Bolu-Safranbolu-Amasra

İstanbul ve Ankara gibi metropollere yakınlığıyla bilinen bu rota, kısa mesafelerde devasa atmosfer değişimleri de vaat eder. Sisli dağlardan çıkıp, tarih kokan sokaklara, oradan da bir tabloyu andıran limana uzanan bu yolculuk, tam bir zihinsel detoks etkisidir.

Yolculuğun ilk durağı olan Bolu, doğanın kalbinde uyanmak isteyenler için eşsizdir. Yedigöller Milli Parkı, Mayıs sonunda her mevsimden bir parça taşırken; Abant veya Gölcük kıyısında yapacağınız bir sabah yürüyüşü, ciğerlerinizi bayram ettirecektir. Eğer vaktiniz varsa, Bolu’nun Mudurnu ve Göynük gibi Cittaslow (Sakin Şehir) unvanlı ilçelerine uğrayıp, geleneksel Türk mimarisinin en naif örneklerini ve Zafer Kulesi'ni görebilirsiniz.

Safranbolu Batı Karadeniz Yeşili Rotası

Karadeniz’in iç kısımlarına doğru ilerlediğinizde, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Safranbolu sizi karşılar. Şehrin en güzel manzarasını izlemek için Hıdırlık Tepesi’ne çıkmalı, ardından daracık taş sokaklara inerek Eski Çarşı’da kaybolmalısınız. Kaymakamlar Gezi Evi'ni gezerek eski konak hayatına tanıklık edebilir, Yemeniciler Arastası'nda el emeği ürünleri inceleyebilirsiniz. Maceracı bir ruhunuz varsa, Safranbolu yakınlarındaki Kristal Teras'tan Tokatlı Kanyonu’nun derinliklerine bakmak heyecan verici bir deneyim olacaktır.

Rotanın finali, Fatih Sultan Mehmet’in "Lala, Çeşm-i Cihan (Dünyanın Gözü) bu mu ola?" diyerek hayranlığını dile getirdiği Amasra. Bu şirin sahil kasabasında Amasra Kalesi'ni ve kaleyi karaya bağlayan tarihi Kemere Köprüsü'nü mutlaka yürüyerek geçmelisiniz. Çekiciler Çarşısı’nda el oyması ağaç ürünler arasında gezip, akşamüzeri küçük limanda batan güneşi izlemek tatilin en huzurlu anıdır. Denizin kıyısında oturup meşhur Amasra Salatası ve taze mevsim balıklarının tadına bakmadan bu rotayı noktalamayın.

Kapadokya ve Göller Yöresi: Ürgüp-Göreme-Eğirdir-Salda

Bu masalsı rota, coğrafyanın kendi içinde yazdığı bir zıtlıklar senfonisidir. Tatilinizin bir kısmında peribacalarının gölgesinde, milyonlarca yıllık bir sessizliğin içinde kaybolurken; diğer kısmında kendinizi Türkiye’nin en berrak sularının kıyısında, tazelenirken bulacaksınız.

Kapadokya, Mayıs sonunda henüz güneşin yakıcı sıcaklarına teslim olmamışken size en zarif yüzünü gösterir. Sabahın ilk ışıklarıyla gökyüzünü bir tuval gibi süsleyen rengarenk balonların yükselişini izlemek, sadece bir görsel şölen değil; aynı zamanda bir içsel huzur seansıdır. Ürgüp’ün taş konaklarında tarihin kokusunu içinize çekebilir, Göreme Açık Hava Müzesi’nde kayalara kazınmış kadim hikayelerin izini sürebilirsiniz. Akşamüzeri Kızılçukur Vadisi’nde güneşin taşları kızıla boyayışını izlemek, bu tatilin en edebi anlarından biri olacaktır.

Ürgüp Kapadokya ve Göller Yöresi Rotası

Kapadokya’nın mistik atmosferinden ayrılıp batıya doğru yol aldığınızda, sizi heybetli dağların arasına gizlenmiş bir vaha olan Eğirdir karşılar. Gölün kalbinde bir inci gibi duran Yeşil Ada (Nis Adası), dar sokakları ve balıkçı tekneleriyle sizi bir ada masalına davet eder. Burada vakit, büyük şehirlerdeki gibi akmaz; daha ağırkanlı ve daha anlamlıdır. Göl kenarında yapacağınız bir yürüyüşte yedi renkli gölün her saat değişen tonlarına şahitlik edebilir, Akpınar Köyü’nden bu devasa maviliği kuş bakışı izleyerek ruhunuzu dinlendirebilirsiniz.

Rotanın finalini, bembeyaz kumları ve cam gibi suyuyla görenleri kendine hayran bırakan Salda Gölü ile yapıyoruz. Burası, yeryüzünden çok başka bir gezegene aitmiş hissi veren, saf bir doğa mucizesidir. Magnezyum yüklü beyaz kumsallarda yalın ayak yürümek, suyun turkuaz derinliğine bakarak sadece nefes almak, 9 günlük tatilin tüm yorgunluğunu üzerinizden söküp alacaktır. Salda, bu uzun yolculuğun sonunda size doğanın en berrak halini sunarak, şehre bambaşka bir enerjiyle dönmenizi sağlayacak.

Bodrum'un Bohem Köyleri: Gümüşlük-Yalıkavak-Bitez

Bodrum denince akla gelen yüksek sesli müzik ve kalabalığı bir kenara bırakın. Bu rota; sanatın, zanaatın ve sessiz koyların peşinde olanlar için hazırlandı.

Listenin ilk sırasına Gümüşlük’ü koymazsak olmaz. Antik Myndos kentinin kalıntıları üzerinde yükselen bu köyde, akşamüstü olduğunda bölgenin en büyük ritüeli başlar: Tavşan Adası’na karşı gün batımını izlemek. Ancak sadece sahilde kalmayın; köyün iç kısımlarına doğru yürüyüp Eklisia adındaki eski kiliseden bozma sanat merkezinde bir konsere denk gelebilirsiniz. Geceyi ise Off Gümüşlük’te canlı caz performansı eşliğinde noktalamak, Bodrum’un bohem ruhunu tam anlamıyla hissetmenizi sağlar.

Bodrum Bohem Köyler Rotası

Yalıkavak’ın modern marinasından sıyrılıp tepelere tırmandığınızda karşınıza çıkan terk edilmiş Sandima Köyü, Bodrum’un en mistik noktasıdır. Burada sadece iki kişinin yaşadığı Nuri Sanat Evi’ni ziyaret edip, terasında tüm Yalıkavak körfezine tepeden bakarak bir yorgunluk kahvesi içebilirsiniz. Eğer akşam yemeği için daha yerel ve sakin bir yer arıyorsanız, Geriş Köyü’nün tepesinde bulunan Mimoza veya Geriş Kahvesi size unutulmaz bir manzara sunacaktır. Gündoğan tarafına geçerseniz de, Peynir Çiçeği Gündoğan gibi yerel kahvaltıcılar, güne başlamak için en doğal adrestir.

Daha yeşil bir durak arıyorsanız, rotayı Bitez’in mandalina bahçelerine çevirin. Sahilin hemen arkasındaki dar sokaklarda yapacağınız bir yürüyüşle, Bodrum’un o eski ve beyaz boyalı ev dokusunu yerinde görebilirsiniz. Eğer doğayla baş başa kalmak isterseniz, sahilin bitimindeki patikayı takip ederek sadece teknelerin uğradığı cam gibi berrak Akvaryum Koyu’na yürüyebilirsiniz. Rüzgar sörfü yapanların renkli yelkenlerini izlemek için en iyi nokta olan bu koy, akşamüstü ise iskelelerin üzerindeki huzurlu atmosferiyle sizi karşılar. Ortakent’e geçerek, bölgenin en özel noktalarından biri olan Dibeklihan Kültür ve Sanat Köyü’ne mutlaka uğramalısınız. Burası sadece bir sergi alanı değil; içinde butik dükkanların, tasarım atölyelerinin ve akşam yemeği yiyebileceğiniz Hancı Restaurant gibi şık durakların olduğu bir yaşam alanı.

Ege Detoksu: Datça-Bozburun Yarımadası

Eğer tatil hayalinizde sadece dalga sesleri, taze kekik kokusu ve acele etmeden geçecek günler varsa, rotanızı tereddütsüz güneybatıya çevirmelisiniz. Datça’nın o meşhur "Acelen varsa ne işin var burada?" felsefesiyle tanışacağınız bu yolculuk, modern dünyanın tüm ağırlığını üzerinizden söküp alacak.

Eski Datça’nın begonvillerle bezeli taş sokaklarında yürürken Can Yücel’in Evi’ni ve hemen yakınındaki muhtarlık kahvesini mutlaka görün. Yarımadanın en ucundaki Knidos Antik Kenti, Ege ve Akdeniz’in birleştiği devasa tiyatrosuyla gün batımı için eşsiz bir noktadır. Deniz için daha sakin bir durak arıyorsanız, yan yana dizilen Hayıtbükü, Ovabükü ve Palamutbükü duraklarını sırasıyla keşfedin. Özellikle Palamutbükü’nün liman kısmındaki balıkçı tekneleri arasında yürümek ve yerel dükkanlardan Datça bademi almak bölgenin olmazsa olmazıdır.

Eski Datça Ege Detoksu Rotası

Selimiye’ye vardığınızda sahil boyunca uzanan yürüyüş yolunu takip ederek Aşarkaya Antik Kenti’nin kalıntılarına kadar çıkıp koyu tepeden izleyebilirsiniz. Rotanın daha derinlerine indiğinizde, Türkiye’nin gulet merkezi olan Bozburun Limanı’nda devasa ahşap teknelerin yapım aşamalarını göreceğiniz tersaneler sizi karşılar. Bölgenin en uç noktası olan Söğüt Köyü’nde, Yunan adası Simi’ye karşı konumlanmış seyir teraslarında mola verin. Eğer vaktiniz kalırsa, yolu biraz uzatıp Turgut Şelalesi’nin buz gibi suyunda serinleyerek yarımada turunu taçlandırabilirsiniz.

Frigya'nın Kalbine Yolculuk: Eskişehir-Afyon-Isparta

Frig Vadisi hattı, Türkiye’nin en az keşfedilmiş ama en mistik rotalarından biridir. Bu rota; Kapadokya’yı andıran kaya yerleşimlerinden Eskişehir’in modern yüzüne, oradan da Isparta’nın doğasına uzanan bir kültür ve keşif köprüsüdür.

Yolculuğa Eskişehir’in kalbi Odunpazarı ile başlayın. Rengarenk restore edilmiş tarihi evlerin arasında yürürken Kurşunlu Külliyesi’ni ve modern sanatın en iyi örneklerinden biri olan OMM (Odunpazarı Modern Müze) binasını mutlaka ziyaret etmelisiniz. Şehrin içinden geçen Porsuk Çayı’nda bir gondol turu yapıp, ardından Sazova Parkı’ndaki şatoyu görerek rotanın modern ve eğlenceli yüzünün tadını çıkarabilirsiniz. Şehrin modern yüzünden ayrılıp Frigya’nın kalbine doğru sürdüğünüzde sizi karşılayacak olan Midas Anıtı (Yazılıkaya), devasa boyutu ve üzerindeki çözülememiş yazılarıyla rotanın en ikonik durağıdır.

Eskişehir Frigya'nın Kalbi Rotası

Eskişehir’den Afyon’a geçtiğinizde rotanın en heyecan verici bölgesi olan Ayazini Köyü sizi karşılar. Kaya içine oyulmuş devasa kiliseler, manastırlar ve binlerce yıllık tekerlek izleri arasında yürürken kendinizi bir film setinde gibi hissedeceksiniz. Emre Gölü’nde Frig gemisini andıran teknelerle tur yapabilir, akşamüstü ise Afyon Kalesi’ne (Karahisar Kalesi) tırmanarak tüm ovayı kuş bakışı izleyebilirsiniz.

Rotanın finalini Isparta’nın bereketli topraklarında, bulutların üzerindeki Sagalassos Antik Kenti ile yapın. Binlerce yıldır suyu kesilmeyen Antoninler Çeşmesi’nden su içmek, bu mistik yolculuğun en anlamlı ritüeli olacaktır. Ardından Eğirdir Gölü’nün serin sularına karşı durup, gölün ortasındaki Yeşil Ada’nın dar sokaklarında yürüyüş yapın. Eğer seyahatiniz gül hasadı dönemine denk gelirse, sabahın ilk ışıklarıyla gül bahçelerinde vakit geçirmek bu mistik yolculuğun en unutulmaz finali olacaktır.

Kapı Komşusunda Bayram: Sakız-Midilli-Samos

Sadece bir saatlik bir feribot yolculuğuyla, saatin yavaşladığı ve "bizden" olanın başka bir dilde yankılandığı bir dünyaya geçiyoruz. Ege’nin serin sularını aşan bu rota; kıyı kasabalarının sakin ritmini, yüzyıllık zeytin ağaçlarının gölgesindeki o kadim huzuru ve "yabancı ama bizden" olanın o samimi sıcaklığını vaat eden bir ada inzivasıdır.

Çeşme’nin hemen karşısındaki Sakız Adası, mimarisiyle sizi şaşırtacak. Evlerin üzerindeki "xysta" denilen geometrik süslemeleriyle meşhur Pyrgi köyünü ve labirent sokaklarıyla bir kaleyi andıran Mesta köyünü mutlaka adım adım gezmelisiniz. Adanın tarihine tanıklık etmek için liman bölgesindeki Sakız Kalesi’nin içindeki dar sokakları ve hemen kıyıdaki tarihi dört yel değirmenini ziyaret edin. Deniz molası için ise sadece volkanik siyah taşlardan oluşan Mavra Volia plajı veya turkuazın en berrak halini sunan Agia Dynami koyu, adanın vahşi güzelliğini iliklerinize kadar hissettirecek. Eğer mistik bir atmosfer arıyorsanız, kayalıkların üzerine kurulu terk edilmiş köy Anavatos’u gezi listenize ekleyin.

Midilli Adası Komşu Adalar Rotası

Ayvalık’ın tam karşısındaki Midilli Adası'nda, kale yamacına kurulu Molyvos’un taş sokaklarından aşağı inip şirin balıkçı limanı Skala Sikamineas’ta deniz kenarındaki o minicik kiliseyi görmelisiniz. Adanın kalbinde yer alan Agiasos Dağ Köyü, ahşap oyma atölyeleri ve seramikçileriyle tam bir zanaat merkezidir. Ayrıca dünyanın nadir doğa harikalarından biri olan Sigri’deki Taşlaşmış Orman’ı (Petrified Forest) ve Petra köyünün tam ortasındaki dev kayanın üzerine tırmanarak ulaşacağınız Panagia Glykofilousa Kilisesi’ni görmeden adadan ayrılmamalısınız.

Kuşadası’ndan ulaşılan Samos, antik dünyayla doğanın kucaklaştığı yerdir. Ünlü matematikçinin adını taşıyan Pythagoreion’da antik limanı ve tünelleri gezdikten sonra, rotanızı kuzeydeki Manolates ve Vourliotes köylerine çevirin; buradaki asmalar altındaki meydanlar adanın en huzurlu köşeleridir. Doğa aşıkları için Potami Şelaleleri, orman içindeki patikalarıyla serin bir kaçış sunarken; hemen yakınındaki Micro Seitani ve Megalo Seitani plajları, sadece yürüyerek ulaşılabilen ıssız ve tertemiz koylarıyla sizi ödüllendirecek.

Yola Çıkma Vakti

Aslında her yolculuk, biraz da insanın kendi içine yaptığı bir seferdir. Bu 9 gün boyunca hangi rotayı seçerseniz seçin, asıl amacınız sadece yeni yerler görmek değil; modern dünyanın tozunu üzerinizden silkeleyip atmak olsun. Çünkü tatilin sonunda şehre döndüğünüzde valizinizde taşıyacağınız en değerli şey, çektiğiniz fotoğraflardan ziyade, o anlarda bulduğunuz o dingin iç huzur olacak. Yolunuz açık, keşifleriniz bol olsun.